aaaa

27 Şubat 2013 Çarşamba

Çağlayancerit ilçesi


                        54 YILDA ÇAĞLAYANCERİT 

   Çağlayancerit’in tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. Ancak köyün tarihi ile ilgili sağlıklı bir bilgi yok. Görünen resim 1972 yılında bahara doğru kar alacasında çektiğim siyah beyaz bir resimdir. Çağlayancerit kasaba oluncaya kadar Türkiye’nin en büyük köylerinden biriydi. Ben eski bilgileri tekrar etmek yerine kendi bildiklerimi yazmak istedim. Cerit Halk’ı bu gün olduğu gibi o tarihlerde de Çukurova’ya çapa vurmak ve pamuk toplamak için giderdi. Köyün suyu yolu arabası yoktu. Köylü yatağını yiyeceğini haydarlı durağına kadar Merkep ve katır sırtında taşıyarak haydarlı tren istasyonuna gelirdi. Burada bir hafta trenin gelmesini bekler geceleri çalıların arasında yatarlardı. Tren geldiğinde eşyalarını yükler kendileri de binerek tutarlardı Adana’nın yolunu. 2 günde Adana’ya varılırdı. Bir ay boyunca çalışırlar tekrar dönüşte eşyalarını kamyon’lara yükleyip üzerine oturarak bozlar köyüne gelirlerdi. Esas sıkıntı burada başlardı. Bu çilekeş insanlarımız eşyalarını bozlardan merkep ve katır’lara yükleyerek götürebileceği kadar kendi sırtına da yük alıp tutardı Çağlayancerit’in yolunu. Aksu çayının kenarına yukarı bazı yerlerde kısığın o coşkun sularını geçerek yoluna devam ederdi.
 -----------------------------------------------------------
      Deli Ali 1952–1957 yılları arasında muhtarlık yapmış. Bu yiğit muhtar bir gün Çağlayancerit köyünün yolunun yapılması için kolları sıvar. İmece usulü köylüyü toplayıp kısığın çetin ve yol vermez kayalarını kazma kürekle külünkle demir çivilerle kırdırarak ve kendiside işçilerle beraber çalışarak on sekiz kilometrelik yolu bir yıl içerisinde ulaşıma açmıştır. Muhtar hakkında rüşvet yiyor diye K.Maraş Valiliğine dilekçe verenler oluyor. Müfettiş geldi bu olaya bizzat şahidim bende yolda çalışıyordum. Müfettiş muhtarın kim olduğunu işçilere sordu o arada muhtar kompresor tabancasıyla kaya kırıyordu. Üst baş berbat toz duman içinde çalışıyordu. Muhtarı tarif ettiler müfettiş muhtarın haline bakınca şaşırdı muhtar ne yapıyorsun dedi. Muhtar çalışıyorum buyurun kimsiniz? Ne diyorsunuz dediğinde yok bir şey dediğimiz yok siz çalışın kolay gelsin dedi ve Muhtarın yanından ayrıldı. Muhtarın rüşvet yediğini söylüyorlardı bu muhtar hiç rüşvet yermi deyip gittiler.
O tarihten sonra kamyon otobüs köye gelemese de cip rahatlıkla köye gelip giderdi. Şimdiki Uludere ve aksunun birleştiği Uludere üzerine ve söğütlü durağına Menderes hükümeti zamanında aksu köprüsü bu muhtar’ın döneminde yapıldı. Muhtarımız 1963 yılında Gaziantep’e göçtü. Köy halkı bir yıl sonra Gaziantep’ten geri getirdiler. Cerit’e yeniden muhtar seçildi. Köyde sağlık ocağı yoktu. Sağlık ocağı yaptırmak için çırpındı. 1969 yılında sağlık ocağı yapıldı. Sağlık ocağında ilk görev yapan Doktor İzmirli Mehmet TÜYSÜZ’dür. Sağlık ocağında en çok kalan doktorlardan biri idi. Ali ONARAN 1974 yılına kadar muhtarlığına devam etti. 1974 seçimlerinde muhtar adayı olmadı tekrar Kahramanmaraş’a göçtü. Kendisi çok iyi marangoz idi. Kahramanmaraş’ta Marangoz’luk mesleğini devam ettirdi. (1922) doğumlu olan Ali ONARAN 25.02.2005 tarihinde Kahramanmaraş’ta vefat etti. Mezarı Kahramanmaraş asri mezarlığındadır. Allah rahmet eylesin.
----------------------------------------------------------------
     Araştırmalarıma göre 1950 yılından önce Cerit’te Muhtarlık yapmış
     İnsanlarımızın isimleri.
(1) Küçük kız lakaplı Eşe Fatma YILDIZLI. 07.01.1854 tarihinde doğmuş
     15.04.1935 Tarihinde ölmüş. Bu muhtar Büyük gazi Hasan’ın nenesidir. (Ölü)
(2) Fakılar sülalesinden Namık Kemal ERTEM. (Ölü)
(3) Fakılar sülalesinden Ahmet Efendi lakaplı Ahmet TÜKEL. (Ölü)
(4) Yine fakılar sülalesinden Nazmi TÜKEL. (Ölü)
(5) Pürçüklüler sülalesinden küçük pürçüklü lakaplı kişi  (Ölü)
(6) Hafızlar sülalesinden Hafız Ahmet DOĞANPINAR. (Ölü)
------------------------------------------------------------------
      Muhtarlık yaptıkları tarihleri pek hatırlamasam da 1955 / 1986 yılına kadar
      Cerit’te muhtarlık Yapmış insanlarımızın isimleri.
(1) Çakallar sülalesinden Çakal Ali lakaplı Ali GÜLER. 1957-1959 yılına kadar
      Bir dönem muhtarlık yaptı muhtarlığı sırasında yapılan bir yolsuzluk sonucu mühür
      Alınarak Salman ENGİZEK’e verildi.
(2) Salman kâhya lakaplı Salman ENGİZEK’in Muhtarlık yaptığı önceki yılları hatırlamasam
      Da 1959 yılında muhtarlığı Ali Güler’den devraldı.
      01.07.1909 doğumlu Salman Engizek Cuma günü Öğle namazı çıkışında evine geldiğinde
      17.06.1961 Tarihinde kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. (Ölü)
(3)  Salman kâhya öldüğünde birinci aza olarak Bıyıklı Veli lakaplı Veli ŞAHAN’ Mühür teslim
       Edildi. 1 yıl muhtarlık yaptı. (SAĞ)
(4)  Ahmet ağalar sülalesinden deli Ali lakaplı Ali ONARAN.
      1963 ila 1974 yılları arası İki dönem Muhtarlık yaptı. (Ölü)
(5)  Karaca Abdullah lakaplı Abdullah ÇETİNKAYA. İki dönem muhtarlık yaptı bir
      Yolsuzluğu Sonucu muhtardan mühür alınarak 1. aza olan gaziler sülalesinden
       Küçük gazi Hasan YILDIZ’lıya verildi. 6 ay kadar muhtarlık yaptı (Ölü)
 (6) 1982 yılında köyde muhtarlık seçimini Ahmet ağalar sülalesinden
       Hasan ONARAN. Kazandı. Bir Dönem muhtarlık yaptı (Sağ)  
       Köyün son muhtarı olarak tarihe geçti. Bu muhtarın Gününde Çağlayancerit
       Kasaba oldu.

       Cerit 5 ayrı muhtarlığa ayrıldı
               1. Fatih Mahallesi:
               2. İstiklal Mahallesi:
               3. Akdere Mahallesi:
               4. Aksu Mahallesi:
               5. Engizek ve Ali kocalar Mahallesi:
        
          Çağlayancerit 1986 da Kasaba 1987 yılında İlçe oldu
          Gelmiş geçmiş belediye başkanları:
      1. Hasan KEKİL (1986–1989), (1994–1999) Yılları arasında belediye
          Başkanlığı yaptı.
      2. A.Nazım ENGİZEK (1989–1994), (1999–2003) yılları arasında  
          Belediye başkanlığı yaptı.
      3. K.Mehmet YILDIZLI (2004 yılında Çağlayancerit’te yerel seçimlerde belediye
          Başkanlığını kazanarak 5 yıl görevine devam etti.
          K.Mehmet YILDIZLI 29 Mart 2009 yerel seçimlere katılarak belediye başkanlığını tekrar kazandı. Belediye başkanlığına devam etmektedir.

  Zamanında Çağlayancerit köyü’nün
  Merkezi ormanlık imiş
   Edindiğim bilgilere göre. Çağlayancerit’in merkezinin ormanlık bir bölge olduğu büyük pınarın çevresinin söğüt ağaçlarıyla çevrili büklük olduğu suyunun çağlayarak aktığı Çağlayan ismini bu sudan aldığı söylenir.
Cerit’ evleri yapılırken birbirine bitişik şekilde yapılmış. Mertek ve hezen’lerin yerinden kesilerek damın üzerine atıldığı bu ağaçların ardıç ve Kamalak olduğu ve uzun olduğu en az iki üç evin Hezen ihtiyacını karşıladığı söylenir. Günümüzde de buna şahidiz. Her evin bir ocaklığı var. Bu ocakta koltuk kolu dediğimiz iri odunlar yanardı. Ocağın üzerinde geniş ve yüksek bacaları vardır. Bu bacalar günümüzde dahi özelliğini korumaktadır. Çocukluğumda Cuma geceleri bacalardan torba salındırır ölünüzün canı için derdik. Torbamıza ceviz, bastık, sucuk, elma, tarhana, gibi yiyecekler koyarlardı bu yiyecekleri arkadaşlarla paylaşırdık. İstiklal Mahallesin de ismiyle ünlü Uzun dam vardır. Birçok evin yan yana bitişik yapılmasından dolayı uzun dam ismini almıştır. Bahar aylarına doğru evlerin üzerinde ve aralıklarında otlar biter. Kuzular evlerin üzerinde otlatılırdı.

    Evlerin duvarları taş. Harcı çamur. Sıvası saman karıştırılmış çamur. Yanmış kireç ile badana edilirmiş. Damların üzeri topraktır. Doğru düzgün sokağı caddesi olmayan bu evlerin salonu, odası, mutfağı, banyosu, tuvaleti, yoktu. Böyle bir ahşap evde oturan İnsanlar kolay, kolay hasta olmazlardı. İnsanlar ayda yılda bir rahatsızlanırlardı. Komşular hastaya bir tane elma, ayva, şayet köyde bulunursa bir tanede portakal getirilirdi. Bu meyveleri yiyen hasta derhal iyileşirdi. İnsanlar kışın arada bir grip olurdu. Gribin ilacı tarhananın içerisine kırmızıbiber karıştırılarak kaynatılır sıcak, sıcak ağaç kaşıkla içilir. Yorgan kafaya çekilir yatılır ve terlerdi. Hastanın sabah kalktığında hiçbir sıkıntısı kalmazdı. Yaşadığımız o zamana ait birkaç dörtlük yazmadan geçemeyeceğim.

                                    Radyasyon filan yoktu
                                    İnsanlarda neşe çoktu
                                    Tansiyonun adı yoktu
                                    Köyümü geri özledim
 
                                    Biraz yorulurdu beden
                                    Masal anlatırdı dedem
                                    İnsan ölmezdi aniden
                                    Köyümü geri özledim
 
                                    Hormonlu sebze yemezdik
                                    Doktor kapısı bilmezdik
                                    Hasta yatardık ölmezdik
                                    Köyümü geri özledim 

     Bu dörtlüklerin devamını web sayfamızın Şiir sayfasında bulabilirsiniz.
     Sokaklara hayvanlar bağlanır ve burada yemlenirdi. Haliyle sokaklar hayvan pisliği doluydu. Köylü sığırlarının zibil’ini evin önüne dökerek Zibil senelerce orada kalırdı. Evlerin alt katları genellikle ahır olarak kullanılırdı. Bu sebeple evler çoğunlukla iki katlıdır. Sokaklar çok dar günümüzde bile birçok sokağa araba ve itfaiye aracı giremez. Yaya yürünebilir. Evlerin çamaşır ve bulaşık suları sokaklara serpilirdi. Sokaktan geçen pek çok insan çamaşır ve bulaşık sularından baştan aşağı nasibini alırdı. Evlerin doğru dürüst penceresi yoktu. Pencere yerine Temek denilen insan başının sığacağı kadar küçük deliklerdi. Pencereleri cam yerine naylon ile kapatılırdı Günümüzde bu evlerin birçoğu mevcut ve halaa kullanılmaktadır.

    Köyün hiçbir evinde su yoktu. Kez ban Hatun (Pınarbaşı) camisinin önündeki tarihi pınarda balıkların takla attığı şimdi ise tarihi özelliğini yitirmiş vaziyette. Köyün gelini kızı bakraç ve satırlarla Büyük pınardan evlerine su taşırlardı. O tarihlerde çok kar yağardı. Köylü kışın pınara gidemediği günlerde kar eritir su ihtiyacını karşılardı. Sığırlarını sulamak için kar’In altına tünel açarak tarihi Taş Köprü’nün bir kenarından çıkan pınarda sığırlarını sulardı. Damlardan kürümekle bitmeyen kar’ı Kara çullara koyarak boş alanlara taşırlardı. Merdiven yerine Kar yığınlarına basarak iki ve üç katlı evlerin önünden damın üzerine çıkılır ve aralık atlamadan damdan dama komşudan komşuya gidilirdi.

    Evlerin banyosu olmadığı için anneler çocuklarını ocakta yanan ateşin başında Teşt denen leğende banyo yaptırırdı. Çocukların elbiseleri tek olur onu yıykayıp kurutup çocuklara tekrar giydirilirdi. Büyük pınarın yakınına taş duvarlarla yapılmış içerisinden bol su akan üzeri tahtalarla örtülü Çevirme ismi verilen bu mekânda hanımlar evinde sabun bulunmadığı için meşe külü ile çamaşırlarını yıkarlardı. Köyün Muhtarı Ali Onaran 1958 yılında köye 65’ lik siyah pik borularla
Değirmen gözünden imece usulü köylüyü çalıştırarak köye su getirdi. Köyün muhtelif yerlerine 6 tane çeşme yaptırdı. Köylü bir müddet bu çeşmelerden hem sığırlarını sular hem içme suyu olarak kullanırdı.

    Yakıt konusuna gelince, köyde kömür denen şey yoktu. Köylü evin bir köşesinde bulunan ocakta Kamalak Ardıç ve Meşe odunu yakardı. Soba bulunmazdı. Köyde iki tane soba ustası vardı. Bunlar Çoban Hacı ve Abdullah Yıldızlı idi. Tenekeden soba yaparlardı. Halk fakirdi gücü yetip bu teneke sobayı bile alamayan insanımız vardı. Soba ancak yüz evin iki’sinde bulunurdu. Köyün elektriği yoktu. Köylü geceleri elektrik yerine gazyağı lambası, fener, idare, gibi şeylerle evlerini ışıklandırırlardı. Gazyağı ile yanan Lüks Lambası bile bulunmazdı. Ancak o tarihlerde Kezban Hatun camisinde bir tane Lüks Lambası vardı. Daha sonra o lüksü camiden çaldılar. Köyde Gaz yağı bulunmadığı zamanlarda köylü köşkerlerin işine yaramayan kara lastik kırıntısı ve çıra yakarak evleri ışıklandırırlardı.

        Köyün PTT’si filan yoktu askerlerin mektupları K.Maraş’ta köşkerlik yapan fakılar sülalesinden Köşker Hacı lakaplı bir köylümüz vardı. Bu kişi Kahramanmaraş’ta ikamet eder çarşı başında ufacık bir dükkan da köşkerlik yapardı. Tüm mektuplar buraya gelirdi aklımda kaldığı kadarıyla köyün mektup adresi şöyleydi. (Çarşı başında Köşker Hacı eliyle Çağlayancerit köyü) Gelen mektuplar burada birikirdi köyden gönderilen mektuplarda Köşker Hacıya birikirdi. Köşker Hacı fahri olarak en az on beş yıl ceridin posta işleriyle uğraştı köylüye böyle bir hizmet verdi. Köyün arabası yolu yoktu. Ayda yılda köyden K.Maraş’a yayan giden birileri olursa köşker Hacıya uğrayıp gelen mektupları alır köye getirirlerdi.

          1980 Yılında köye PTT şubesi açıldı köyün ilk postacısı İbrahim MISIR idi. Bu görevi bir müddet devam ettirdi. Daha sonra görevi Ali TEMİZYÜREK teslim aldı. 1982 yılında köye bir manuel telefon santral verildi. Telefon aboneliği görevinde bende bulundum. 60 kişiye telefon veridi. Daha sonraki yıllarda ilçeye otomatik santral verildi iki yıl içerisinde abone sayısı 4 bine ulaştı.

        Köyde kasap dükkânı yoktu. Gocoğlan denilen bir yaşlı adam haftada bir sığır keser et satardı parası olandan alır parası olmayana batman hesabı harman zamanı ödemek şartıyla köylüye buğday ve arpa nohut karşılığında et satardı. Köyün iki manifatura dükkânı üç bakkal altı adet köşker vardı.

        Köyün en eski bakkalı ve köşkeri Salman Bahçe idi. Hem köşkerlik hem bakkallık yapardı. Genelde pil ile çalışan iki ve üç pilli el fenerleri getirir satardı. Bu fenerleri alan köylü gece sokağa çıktığında, fenerin ışığında yürür sığırlarını yemlemek için ahıra girdiğinde, kullanırdı.

        Köyde şimdiki gibi tüp gaz ile çalışan ocak yoktu. Gazyağı ile çalışan Gazocakları vardı. Genelde bu ocakları gurbete gidenler Adana’ya çapaya pamuğa gidenler kullanırdı. Evlerde de pek kullanılmazdı. Köylü yemeğini oturduğu evin ateş yanan ocağında pişirirdi. Bizler çay’ın şeker’in ne olduğunu bilmezdik. Ancak dağlarda yetişen aydın çayı, yünlü çay adını verdikleri çay ocakta tavada ve kazanda kaynatılarak şeker yerine pekmez katarak içilirdi. Kimsede şeker bulunmazdı

    Kaldığımız yerden devam edersek şimdiki İstiklal mahallesinde garajın bulunduğu yerde ütü solak lakaplı Mıstık Tekel’in evi vardı. Bu evin bulunduğu yer sağlam kitirli kayalıktı evin kenarında bir mağara mevcuttu. Bu evin dışında ev yoktu. Bu gün bu evin yerinde Yelolar’ın dört katlı ev iş yerleri vardır.
      Mülayim oğulları Camisi’nin bulunduğu yere Gâvur kabirliği denilirdi. Bu çevreler çökelik lakaplı Abdurrahman Kızılkaya’ya ait üzüm bağıydı. Şimdiki sağlık ocağının yeri köyün gençlerinin arakesmeç oynadıkları alandı. Daha sonra buraya sağlık ocağı yapıldı. Sağlık ocağının önünde bulunan çam ağaçlarının dikilmesinde benimde emeğim vardır.
       Toraman tepesinin batısı kel Osman ve Tohol İbrahim’in üzüm bağı idi. Şimdi Evlerle süslenen Hüsübela’nın arkası çukur bölgede demirci Salman’ın bağı ve birde masere’si vardı. Sultan cami’inin doğu bitişiğinden ufak bir pınar akardı.

        1959’ lu yıllarda bu saydığım semtlerde bir tane ev yoktu. Şimdiki petrollerin bulunduğu yerin ulu dere yakınında Demirci Salmanın evi ve birde su değirmeni vardı.
        Köyün merkezi bir çukurun içerisindeydi. Şimdiki yalancıların evlerinin bulunduğu yerde Hasan Demir öz’e masere ocağı vardı. Boğaz girişinde Hacı Demir öz’e ait bir masere vardı. Kazıklı yolu üzerindeki Ulu dere köprüsünün yakınında iki tane Masere vardı. Maserenin biri pürçüklülere ait diğeri katrancı Hacı Ömer’e aitti.

        Arılık Mahallesinin dört bir tarafı üzüm bağlarıyla çevriliydi. Şimdi GSM baz istasyonlarının bulunduğu toraman tepesinin dört bir tarafı üzüm bağlarıydı. Köyün doğusunda bulunan
       Güney, Taşlık, Harap, Hanifoğlu, Yalangoz, İğde ve şimdiki demirciler mahallesinin bulunduğu yerler üzüm bağıydı. Daz’ın ufacık bir bölümü ormandı. Bu ormanlıkta UFO Veli ve Kıdılı lakaplı Veli MENEKŞE’nin Köm damı vardı. Yaz ve kış burada davar yayardı. Buranın suyu yoktu ancak kışın kar basırılarak içme suyunu kar suyundan temin ederdi.

         Şimdiki İstiklal Mahallesi olan kayabaşı mahallesinde Molla Halil Güneş’in evi güney yolu üzerinde Yavsı Mustafa’nın evi aynı sırada Mehmet YILÖNÜ’nün ve Hacı DEMİRÖZ’ün evleri vardı.
          Yeni adıyla Fatih mahallesinin evleri Mezarlıktan 40 metre uzaklıkta Hafız Mehmet’in Çirtikli Âli ve Ateş Veli’nin evleri vardı. Boğaz kesen Mahallesinde Mısır’ların evinden yukarıda ev yoktu. Olsa da 2 veya 3 ev vardı. Kayabaşında Kör Hasan Mehmet’in ve Nalbant lakaplı Mustafa TEMİZYÜREK’in evleri vardı. Bu evlerin dışında ev yoktu.

         1986 yılından sonra Kitir dediğimiz bayır olan yerler şimdi üç beş katlı beton binalarla süslendi. Bu günlerde gördüğünüz gibi her iki mahalleye eklenen binalar nerden! Nereye ulaştı. Bir ucu Aksu Mahallesine diğer ucu Hatın holuğu’na kavuştu. Bu iki mahalle bir taraftan öbür tarafa 18 kilometrelik mesafeye yayıldı. Eski köyün on beş katı genişledi.   
         Köyün önü denilen iki geçeli arazilerde Mısır, gilgil, konak, darı ve buğday, yetişirdi. Bu araziler tarihi büyük pınar’dan sulanırdı.
         Börklülerin evleri umreli denilen köyden 500 metre uzakta 4 tane ev vardı. Şimdilerde burası bir Mahalle oldu. Köyde tek elma bahçesi olan Börklü dede’nin bahçesiydi. Urmeli deresinden ulu dere köprüsüne kadar olan mesafe üzüm bağıydı. Bağların ulu dereye yakın yerinde Halil Güneş’in evi vardı. Şimdi orası da bir mahalle oldu.
         Uludere köprüsün geçtiğimizde değirmen gözü suyunun altında iki değirmen vardı. Bu değirmenler Ahmet ağalara ve Babuccu hacı denilen kişiye aitti.  Yine Urmeli de göy Halil’lere ait su değirmeni vardı. Bu gün değirmenin yerinde Fevzi BOĞAZ’a ait ev vardır. Köylü genelde bu değirmeni tercih ederdi. Daha sonra bu değirmenin 100 metre aşağısına Osman ibiş isimli bir vatandaş kendi arazisinin içine değirmen yaptı. Köyde 5 tane su değirmeni dönerdi

         Köyün sebze ve meyve bahçesi pek yoktu. Köyde iki geçeli büyük dut ağaçları vardı. Şimdiki adıyla istiklal mahallesinde bulunan Dolgunlar kahve’sinin önünde büyük bir dut ağacı vardı. İkinci büyük dut ise şimdiki fatih mahallesi cennetlerin evinin önünde idi. Ağacın bir tarafı normal dut diğer tarafı urumu dut’u idi. İstiklal Mahallesinde eskiden adına havlu denilen yerde yine büyük bir dut ağacı vardı. Etrafı 2 metre yükseklikte taş duvardı. Boğazkesen Mahallesinde çok büyük dut ağaçları vardı.

         Köyün önü denilen kır Mehmetlerin tarlasında büyük bir çınar ağacı vardı. Bu çınarın içi dallarının ucuna kadar kovuktu fakat ayakta idi o zamanlar ölçmüştüm çınarın beden kalınlığı altı metre idi. Köyün ortasından akan Zorkun deresi’nin iki tarafı çok yaşlı ceviz ağaçları ile doluydu. Aynı yerde beş tane büyük sarıerik ağacı vardı. Cerid’e göçebe olarak gelen kalburcu olarak adlandırdığımız yüzlerce aile gelirdi. Bu aileler büyük cevizlerin altında otururlar. Kalbur yapıp köylüye satarak ekmek parası kazanırlardı. Bunun yanı sıra akşamları saz çalar türküler söylerlerdi.
       Üç Harmanlar denilen yerde Özbeklere ait çok yaşlı bir ceviz ağacı vardı. Tarihi mezarlıkta da beş tane büyük ceviz ağacı vardı. O tarihlerde Cerit’te yaşlanmış ceviz ağaçları daha çoktu. Bu cevizin bir tanesi mezarlığın içinden geçen yolun üzerinde idi. Bedeni çürümüş kovuk büyük bir cevizdi.
          Köyde Yonuz Ali lakaplı mecnun biri vardı. Beline örme iple bağladığı bıçağı ile gezerdi. Öfkelendirildiğinde bıçağını çekerek öfkelendiren kişiyi kovalardı. Küpeli Güccük lakaplı bir mecnun daha vardı ki bunun gözleri görmezdi. Hiç kimseye zararı dokunmazdı. Kendi kendine kuran okuyarak gezer dururdu yerden çalı çırpı toplayıp eve götürürdü. Yılandan çok korkardı. Bir defa sesini duyduğu insanı asla unutmazdı. Tanıdığı bir insan başka bir günde yanına geldiğinde o tanıdık seslenmese bile elleriyle yoklayarak kişinin kim olduğunu ismiyle birlikte söyler ede hoş geldin derdi.

    İlkbahar geldiğinde köy ıssızdı. Köyde kimse kalmaz herkes bahçe evlerine göçerdi. Güz mevsimi gelinceye kadar sokaklar sessiz olurdu. Köyde oturan toplam dört aileyi geçmezdi. İnsanlar gündüzleri bile kendi mahallesinde sessizlikten korkardı. Hele geceleri korkudan kimse sokağa çıkamazdı. Ancak sokaklarda olsa, olsa bir veya iki deli dolaşırdı.

    Köy Halk’ı o tarihlerde mezarlıktan çok korkardı. Gün battıktan sonra köylü mezarlığın semtine gelemezdi. Kazıklıya giden yol mezarlığın içerisinden geçerdi. Benim tanıdığım köyde iki tane deli vardı. Biri Devlip lakaplı Elif isimli kadın, diğeri Fişöke Sağır lakaplı Mehmet isminde bir deliydi. Bu deliler kızdırılmadığı müddetçe köy halkına zararları olmazdı. Bu deliler genelde mezarlıkta yatarlardı.

    Büyüklerimden duyduğum bir kaç söz ile yazılarıma son vermek istiyorum. Bu iki deliden biri olan devlip bir gece mezarlıkta bulunan Ceviz ağacının kovuğunda yatarken Ağabeyli Karakol’undan vazife icabı Cerit’e gelen iki asker gece askerlerin ayak sesini duyan deli kadın homurdanır. Askerler aha ölüler kalktı, deyip koşarak mezarlıktan çıkarlar. Nefes nefese muhtarlığa varırlar. Muhtara mezarlıkta ölülerin kalktığını ve korktuklarını söylerler muhtar ise, oğlum siz ne dersiniz ölüler hiç kalkar mı? Onlar köyün delilerinden birisidir. Dese de askerler inanamazlar. Bu iki asker o gece muhtarın evinde yatarlar sabahleyin mezarlığın kenarından geçmeyip başka bir yoldan tekrar karakola dönerler. Ve karakola vardıklarında ikinci gece öldükleri söylenir.
                                                      ----------------------
   NOT: 54 yıl’dır Çağlayancerit hakkında bildiklerimi siz değerli okuyucularımla paylaşmaya çalıştım. Yazılarımızda ve tarihlerde hatalarım olabilir bildiklerinizi bizimle paylaşırsanız seviniriz. Katkılarından dolayı, Sayın Mehmet Bahçe’ye teşekkür ediyorum…
-----------------
Âşık Ali Ataş:

Resim Galeri 2